ATA PARTİ

Zeybek: “Eşit Yurttaşlık Hukukta Var, Sorun Yönetimde”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adıyla bir komisyon kuruldu. Bu isim bile başlı başına bir iddiadır. Milli dayanışmayı sağlayacak, kardeşliği güçlendirecek, demokrasiyi geliştirecek bir yapıdan söz ediliyor.

Ancak öncelikle şunu belirtmek gerekir: TBMM Başkanının Meclis içinde tek başına komisyon kurma yetkisi yoktur. Komisyonlar ya Genel Kurul kararıyla oluşturulur ya da İçtüzükte yer alan daimi komisyonlar görev yapar. Bu yönüyle söz konusu komisyonun kuruluşu hukuki tartışma konusudur.

Mecliste grubu bulunan partilerden yalnızca İYİ Parti komisyona üye vermemiştir. Diğer partiler katılmış, görüşlerini dile getirmiş, karşı beyanlarını tutanaklara geçirmiştir. Ancak son oylamada rapor neredeyse oy birliğiyle kabul edilmiştir. Bu da komisyona katılan partilerin, metnin nihai halini siyasi olarak üstlendiği anlamına gelir.

Muhalefet partilerinin metne bazı katkıları olduğu ifade edilse de, bu katkıların somut ve belirleyici nitelikte olmadığı görülmektedir. Raporun genel çerçevesi, Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ve MHP’nin yaklaşımını yansıtmaktadır. Karşı görüşler ise TBMM tutanaklarında açıkça yer almaktadır.

Raporda sembolik bazı unsurlar da öne çıkarılmıştır. Örneğin 30 eski silahın yakılması meselesi özel olarak vurgulanmıştır. Oysa bunun sembolik bir görüntü olmanın ötesinde ne anlam taşıdığı sorgulanmalıdır.

Raporun temel hedefleri olarak “milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi” sayılmaktadır. Eğer bu hedefler özellikle vurgulanıyorsa, mevcut durumda bu alanlarda ciddi eksiklikler olduğu kabul ediliyor demektir.

Metinde sıkça geçen “Türk-Kürt ilişkilerinin güçlendirilmesi” ifadesi ise ayrı bir tartışma konusudur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi açıktır: Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Bu tanım hukuki ve kapsayıcı bir çerçevedir. Yurttaşları etnik temelde ayrı ayrı kimlikler üzerinden tanımlamak ve ardından bu kimlikler arasında “ilişki” kurmaktan söz etmek, toplumsal bütünlüğü zedeleyebilecek bir yaklaşımdır.

Türkiye’de farklı ana dillere sahip yurttaşlar bulunmaktadır. Kürtçe, Zazaca, Boşnakça, Arnavutça, Çerkesçe ve daha pek çok dil bu ülkenin kültürel zenginliğidir. Ancak ulus-devlet anlayışında vatandaşlık hukuki bir bağdır; etnik veya dil temelli ayrışma değil, ortak yurttaşlık esastır.

Raporda “Türk, Kürt, Arap” şeklinde yapılan sıralamalar da benzer bir ayrıştırma riskini barındırmaktadır. Eğer dil veya köken üzerinden yeni siyasi kategoriler oluşturulursa, bunun sınırı nerede çizilecektir? Bu yaklaşım, birliği güçlendirmek yerine kimlik temelli ayrışmaları derinleştirebilir.

Aynı şekilde “eşit yurttaşlık” vurgusu yapılmaktadır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti hukuk düzeninde bütün yurttaşlar kanun önünde eşittir. Sorun, eşitliğin tanımında değil; hukukun uygulanmasında ve demokrasinin işleyişindedir.

Raporda terörün Türkiye’ye yıllık 140 ila 240 milyar dolar arasında ekonomik zarar verdiği ifade edilmektedir. Terörle mücadele elbette hayati bir konudur. Ancak ekonomik kayıpları telafi etmenin yolu, toplumsal birliği zedeleyecek yeni ayrımlar üretmek değil; hukukun üstünlüğünü ve demokratik standartları güçlendirmektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin ihtiyacı kimlikler üzerinden yeni tanımlar yapmak değil; ortak yurttaşlık bilincini, hukukun üstünlüğünü ve demokratik devleti güçlendirmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği ve bütünlüğü, anayasal vatandaşlık temelinde korunmalıdır.

Benzer Haberler

AKP’nin sorumluluğu yok mudur?

admin

Doğa Katliamına Son Verin !

admin

Şeyhlere bağlananlar Türk Ordusunda kalamazlar

admin

Bu web sitesi Gizlilik ve Çerez Politikası altyapısı kullanır. Ziyaretçiler, ilgili kanun ve hükümler gereğince bu konuda bilgilendirilmeli ve onayı istenmelidir. Onayla Daha Fazla Bilgi